Türkiye toplam 4-4,5 milyon kullanıcısı ile bakıldığı zaman iletişim teknolojilerinin uygulanışı açısından ileri düzeylerde ülkeler arasında yer alabilir gözükmekte. Ancak toplam nüfus içinde kullanıcı oranı sadece %6.5 oranına denk gelmekte. Bu kullanım oranı ve toplam kullanıcı sayısı ile Arjanin, Bulgaristan, Romanya ve Meksika gibi ülkelerden daha iyi bir düzeyde. Bu araştırma sonuçlarına göre belli bir düzeyi ifade etmekte ve AB ülkelerinden bazılarına yaklaşmış durumda bulunmaktayız. Peki sorun nedir?
Global Dünya düzeninde artık strateji çok önemlidir. Ülkeler, bölge planları içerisinde tek bir şehrin ön plana çıkması ve bütün fonksiyonları üstlenmesi yerine, 10 şehre paylaştırmayı tercih etmektedirler. Türkiye kendi özelinde gelişmekte olan bir ülke statüsünden henüz sıyrılamamış ve bu stratejik savaşta sürekli mağlup olmuştur. Bunun bir getirisi olarak, dünyadaki gelişimler de sadece belli bölgelere, şehirlere ve insanlara mahsus olmakla kalmıştır. İnternet kullanıcılarının %95 i bugün şehirlerde yaşamaktadır. Bu kısmın %65 - 70 oranı ağırlıklı İstanbul’da toplanmaktadır. Son 3-4 sene içerisinde diğer büyükşehirlerde de kullanım oranında bir artış ivmesi görülmektedir ancak bu tatmin edici seviyeleri henüz bulamamıştır.
Yine aynı kullanıcılar içerisinde demografik özelliklere bakıldığında “erkek” ağırlıklı bir kullanıcı kitlesi ile karşılaşmaktayız. Erkek kullanıcı oranı %72, kadın kullanıcı oranı %28 dir. Bu oran avrupa ülkelerinde daha yakın bir oranda bulunmaktadır. Yine aynı demografik özelliklerden yararlanacak olursak kullanıcıların büyük bir yüzdesinin genç olduğu karşımıza çıkmaktadır. Kullanıcıların %50’si 17-30 yaş grubu arasında bulunmakta, %5-10 luk bir oranda 16 yaş ve altını temsil etmektedir.
Bu durum aslında devletin henüz bir bilgi stratejisi oluşturamamasından kaynaklanmaktadır. Özellikle teknolojik altyapı sorunu bırakın kırsalı, kentte dahi çözüm bulamamıştır. Bağlantı hızlarımızın durumları, sürekli hattan düşmeler, okullarda yeterli sayıda bilgisayar bulunmaması… Alenen bilgi edinme ve iletişim özgürlüğümüzün kısıtlandığı bir dönemde, genç bir kullanıcı nüfusa bu kadar az yatırım yapılması, AB’ ye giriş çabalarımızın ne denli bir son bulacağının akibeti sanırım bellidir.
Son dönemlerde gerek basın da gerek televizyonlarda yeni bir bakanlığın kurulması için dilekler istekler gündeme getirilmekte. “Teknoloji ve Enformasyon Bakanlığı” Uzun senelerdir çeşitli komisyonlar çerçevesinde gündeme alınmaya çalışılan bilişim ve bilişim teknolojileri, yerini bir bakanlık tarafından ele alınmaya çalışılacak. Bu, bilişimin Türkiye gündeminde olması için çok iyi bir adım olacaktır. Ancak bilişim gibi dinamik ve her geçen saat kendisini yenileyen bir yapının, bu türden organizasyon içinde nasıl ve ne şekilde değerlendirilebileceği de ayrı bir tartışma konusudur sanırım.
Bu konudaki çekincelerimin oluşmasının en büyük nedeni, önümüzdeki seçimler öncesi herhangi bir liderin bu konuda bir renk vermemesi. Aslında kişisel olarak bu konuya uzaklıkları. Tabi bilişimin, bilgi teknolojilerinin de parti programlarında yer alıp almadığı ya da ne kadar yer aldığı da birer büyük soru işareti olarak belirmektedir.
Ancak unutmamak gereklidir ki her en olursa olsun bu türden teknolojik altyapı hizmetlerinin vatandaşlara ulaşması en büyük hizmet olacaktır. Özelliklede ülkemizdeki yetişmekte olan yeni genç nesile.
Tüm bu koşullar içerisinde, AB uyumlu projeler ile lokal bir takım çözümler sağlanabilir. Tabi genel olarak buda yeterli olmayacaktır. Özellikle 6. Çerçeve Programı bu konuda ümitlerimizi az da olsa filizlendirebilecek bir umut ışığı olarak belirmektedir.
İnternete yapılan yetersiz yatırım, direkt olarak bir çoğumuzun elinden rekabet gücünün alınmasına neden olmaktadır. E-ticaret yapılamaz noktalara getirilmekte, online reklam harcama bütçelerini bırakın, online reklamın ne olduğu nasıl olduğu bilinmemektedir. Ya da bu oran yine kent nüfusu ya da global firma özelinde kalmakta ve ülke geneline bir yayılım sergileyememektedir.
Dünya genelinde online reklam harcamalarında %58 lik senelik artış gözlenirken, Türkiye’de bu oran 2000-2001 senelerinde sabit kalmıştır. 2002 senesinde de bir düşüş yaşanmaktadır.
2001 de başgösteren ve halen süren global ekonomik kriz etkileri ile bu artış hızı ilk senelerdeki kadar yüksek gerçekleşmemiştir.
E-ticaret hacimlerine bakıldığında da, ülkemizde iyi niyetli girişimlerin dışında kayda değer bir büyüklüğe rastlanmamaktadır. Ama bu olmayacağı ya da oluşamayacağı anlamına gelmemelidir.
Sonuç olarak nasıl bilişeceğiz den çok, nasıl bilişemediğimin resmi ortada…












